KÜRATÖRDEN

Bir dönemini, toplumun cezalandırılmış bireyleri olarak geçirmiş 28 Şubat kadınları için bir sergi hazırlamak fikri ile ortaya çıktığında, bu konuda söylenmiş tüm sözlerin, anlatılmış tüm hikayelerin ne ifade ettiği üzerine düşünmeye başladım. Hem dönemi yaşayan kadınların artık bir kutuya tıkıştırıp tavan arasına kaldırdığı ve dokunmak istemediği anlar, hem de o dönemi salt izleyici olarak geçirmiş ve bu durumun ortaya saçtığı duygusal dağınıklığın varlığından rahatsız olduğu için o tavan arasındaki kutulara dokunmak istemeyen bir topluluk karşımda duruyordu. Kişilerin öyle ya da böyle aldıkları yaraları, izleri, "mağdur edebiyatı" diye tanımlamak, o hislerle yüzleşmeye mani oluyor ve hatta artık bu durumun aşılaması gereken basit bir sorun olduğu duygusunu, dönemin kadınları üzerinde baskın kılıyordu.

Önce bu halden silkinmek gerektiğini fark etmek gerekiyor belki. Öyle ya da böyle, her şiddetin bıraktığı bir iz var, bu kaçınılmaz. Sonra da bunu anlatmak için seçtiğimiz enstrümanları yeniden önünüze koymak ve özellikle neler hissetiğimiz üzerine yoğunlaşmak. Bu bize, serginin çıkış noktasını verdi.

Tüm sanatçılar, kendi hikayelerini, zihinlerine kodladıkları metaforları bir hacme büründürerek birer esere dönüştürdü. Tesadüfen gördük ki, hemen her hikaye kendisine iki yönden bakılmasını istiyor, aslında anlatmak kadar anlaşılmak istiyor. Dönemin muktedirlerinin, özellikle henüz on yedili yaşlarındaki genç kadınları ikna etmek için kullandıkları "böyle daha güzelsin" hitabı da sergiye bu sebeple adını verdi. Böyle güzelsin ile böyle daha güzelsin arasındaki fark, bir kelime değil, aslında bir anlama biçimi. "Seni benim kurguladığım halinle daha güzel buluyorum" dememnin bir başka türlüsü.

Böyle daha güzel olmayan kadınların hikayelerinin, çeşitli sanatçılar aracılığıyla, hepinizde bir karşılık bulmasını dileyerek...

Yasemin DARBAZ KARACA